Şarkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şarkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ocak 2024 Pazartesi

Yeni Yıl



   bir koca yıl daha bitti, inanılır gibi değil... ben n'apıyorum, yürüyüşe çıkıyorum bol bol, kitap okumaya çalışıyorum, bolca müzik ve film... sizler neler yapıyorsunuz? yeni yıldan beklentileriniz neler, aşkla dolu bir sene dilerim hepinize, hepimize... yine şarkılı resimli bir seçki yaptım. beğendiklerinizin üzerine tıklamayı unutmayınn! 



bu şarkıyı paylaşıp bana yeni ufuklar açan s...'ye teşekkür ederim... yo're my sister >


kedileri severim, kara kedileri daha çok -))


gül dalı... hadi, gülümse..

22 Ocak 2023 Pazar

para / martin amis (1984)

 


Ellamm,

nihayet işten güçten fırsat bulup caanım okuyucularımlayım. 

Hayat nasıl gidiyor? Hoş bizim fikrimiz önemli mi hayat için dostlar? 

Amis'in ilk okuduğum kitabı oldu: Para. Kahramanımız John Self İngiltere ile ABD arasında geziniyor... Londra ve Manhattan, New York... Bir film işi için. Fielding Goodney ortağı, yirmi altı yaşında.

'Genel anlamıyla, para hakkında ne biliyorsun üstat?'

diye sordu. Çok az şey bildiğimi söyledim. 

'Sana parayı anlatayım,' diye söze başladı. Sonra dalıp gitti; tutku dolu bir ustalık taşıyan sesiyle, paralel ve öncül yatırımlar, İtalyan bankacılık sistemi, likidite tercihi, terkip hatası, hiperenflasyon, işletme güvenirliliği sendromu, finans balonları ve panik dönemleri, finansal mimarinin ciddiyeti, 1929 Bunalımı, La Salle ve Wall Street'te yaşanan intihar vakaları ve birçok kavramı açıklamaya devam etti. '

Bir müddet sonra roman yazarı Amis de kurguya dahil oluyor...

'Tam o sırada karşıma hiç olmaması gereken biri, şu yazar Martin Amis oturdu. Önünde bir bardak şarap, bir sigara ve kağıt ciltli bir de kitap vardı. Kitap çok ciddi görünüyordu, yazar da öyleydi. Küçüktü, derli topluydu, saçları ise oldukça uzundu... '

... 'Hey,' dedim. 'Yazarken kafandan mı uyduruyorsun yoksa... Bilirsin işte, her şeyi olduğu gibi mi yazıyorsun?'

'Hiçbiri.'



'Odama dönünce masaya geçtim ve düşündüm. Parayla ilgili endişeler başka hiçbir şeye benzemiyor. Eğer on bin doların varsa bu, beş bin dolarlık borcun iki misli, yirmi bin dolarlık borcun da yarısı kadar endişeye neden olur. On bin dolarlık borcunun olması da yirmi üç bin üç yüz otuz üç dolarlık borcun üçte yedisi kadar endişeye sebep olur. Eğer on bin dolar borcun ve on bin dolar da alacağın varsa bütün endişelerin ortadan kalkar. Halbuki aynı şeyi hile ve yolsuzluk gibi endişeler için söylemeyiz. '

...

'Mesela kötü para, iyi parayı kovar. Gresham Kanunu. Bozuk paraların üzerindeki hükümdar kabartmaları, yönetenlerin uydurduğu bir ego tatminidir. İmparator Caligula öldükten sonra o tiksindirici mirasını ortadan kaldırmak için bütün metal paralar eritildi. Eskiden insanlar tütün, içki ve elbette kadın ya da savaşacak silah almak için para yerine et kullanırmış. Benim piyasa anlayışıma çok uygun. Geçmişte yaşasaydım daha mutlu olurdum. Bana parayla ödeme yapmana gerek kalmazdı. Diğer her şey, yani kötü para, benim için geçer akçe olurdu. Para benim içimde garip, endişe dolu bir duygu uyandırıyor.'

Spoiler vermek adetim değil biliyorsunuz. Devamından bahsetmeyeceğim. Ufak bir kıvılcım dahi çakabildiysem ne mutlu zihinlerde. Yeni senenin ilk yazısı olmuş oldu... Özlemle. Esen kalın. 



28 Ekim 2022 Cuma

Mary Shelley- Frankenstein ya da Modern Prometheus

 Herkese selam. Çok güzel bir kitap okudum, hayran kaldım, gizliden kıskandım yazarı filan, ahahaha...

 Uğrayamasam da  sizlere -çünkü iş yüküm arttı bir miktar... Bir şekilde bulup okuyorum ne de olsa, fazla uzatmadan alıntılara geçiyorum...


Zira ruha düşünsel gözünü odaklayabileceği bir nokta veren istikrarlı bir amaç kadar zihni sakinleştiren bir şey yoktur. Daha erken yaşımdan beri en sevdiğim hayalimdi bu yolculuk. Kutbu çevreleyen denizlerden Kuzey Pasifik Okyanusu'na varmak amacıyla yapılan pek çok seyahatin hikayesini büyük heyecanla okudum.
.
.
Bence de arkadaşlık sadece arzulanır bir şey değil, aynı zamanda gerçekleşmesi mümkün bir edinim. Bir zamanlar bir dostum vardı ve çok asil bir insandı. Dolayısıyla, dostluğa dair bir yargıda bulunmaya kendimde hak görüyorum. Senin umudun var ve dünya önünde serili; çaresizliğe kapılmak için bir nedenin yok. Bense her şeyi kaybettim ve hayata yeniden başlayamam.

                                                               Görsel: Selin Arısoy

Hayatın sebeplerini araştırmak için, önce ölümden medet ummalıydık. 
.
.

Unutmayın, size bir delinin tasavvurunu anlatmıyorum. Şu anda doğruluğunu onayladığım şeyden daha kesin bir şekilde parlamıyor güneş göklerde. 
.
.

Hayatın farklı rastlantıları bile insan doğasına ait hisler kadar kararsız değildir. 



Sevgili rençberlerimin kusursuz suretlerine, zarafet ve güzelliklerine, narin hatlarına hayrandım. Ama berrak bir su birikintisine baktığımda ne kadar dehşete düşmüştüm! Başta, aynada yansıyanın gerçekten de ben olduğuna inanamayarak irkildim! Gerçekten de bir canavar olduğuma tastamam ikna olunca, çok acı bir umutsuzluk ve utanç girdabında boğulur gibi oldum. Heyhat! Bu sefil biçimsizliğin ölümcül etkilerini o zaman tam olarak bilmiyordum.
.
.

Elveda Walton! Mutluluğu sükûnette arayın. Ve hırstan kaçının. Yalnızca görüntüde masum, bilimde ve keşiflerde sivrilme hırsından bile. Peki bunu neden mi söylüyorum? Benim umutlarım boşa çıkmış olsa da bir başkası başarılı olabilir diye.



22 Temmuz 2022 Cuma

bir -ara- istanbul

 

                                                        

merhaba güzel kuşlar? neden olmasın ayol, her birimiz güzelcene kuş değil miyiz oysa, yoksa ?

ay ahah, ne diyo bu kız yine demeyin, susuyorum. bi istanbul arası verdim geçen. hadi neler yapmışım bakalım, ay bu arada ben size bi şarkı hazırlayım öyle devam edin okumaya can kuşlar!


nihayet, kadıköy moda'da bulunan barış manço müzesine gittim. blogu takip edenler bilir, nedense fırsat bulamamış idim hiç... 


şimdi ben size nette bolca bulacağınız fotolar atmak istemiyorum, yalnız dikkatimi çeken bir tablo ile yetinelim isterim:


barış abi ile ilgili her şeyi; efsane çizmeleri, gümüş takıları, kocaman yüzükleri, kıyafetleri vs. görebiliyorsunuz, çok duygulandım... 

sonra ssm'ye geçtim sarıyer'e çünkü salı günü müzeye giriş ücretsizdi, he he. hockney ve abdülmecid efendi sergileri vardı. 




biraz alışveriş yaptım müzeden, bi de kahve içtim ve günü tamamladım.


ertesi sabah yky'de idim. dört kitap alana biri bedava ve güzel de bir indirimi yakalayımca fırsattan istifade zulaladım bir miktar daha...

pera'ya geçtim. ve şimdi iyi haberler! sergisini gezdim. 


fotoğraf ilgimi çekti. detay kısmı, dennis hopper andy warhol ve fabrika üyeleri, 1963.





adalar eksik  olur mu hiç efenim, bir de kınalı yaptım öğle sonrası...


evet. bi'şarkı daha, hımmm?


ve son gün... balat-fener civarlarında turladım biraz sonra sirkeci... hediyeler, alışverişler, gülüşmeler, şakalar... 




istanbul gez gez bitmez malumunuz. ben bu şehre aşığım. kozmopolitliğine, kültürüne, havasına suyuna... tekrar görüşmek üzere el salladım sana koca şehir... esen kalınız...

son bir şarkı?

25 Mart 2022 Cuma

dondum dolandim varamadim o yare!


Merhaba herkese. Yahu ben hepinizin bloglarını okuyorum amma bloggerda mı sorun var anlayan beri gelsin. Hiçbir posta yorum yapamıyorum…

Neyse efenim. Geçen Cumartesi İstanbul’a gittim. Mazeretim vardı fakat iki müze gezdik bu vesile ile. Laf salatası yapmayım. Ara Güler Müzesi’ni gezdim. Giriş ücretsiz. Mekan Bomonti’de meraklısı için…




2018 yılında açılmış müze. Müze’de Güler’in fotoğraflarıyla birlikte notları, kişisel eşyaları da bulunuyor…




20 Şubat 2022 Pazar

Bu Işıltılı Hayatı Ben Seçmedim

 


eee. daha daha nasılsınız ey blogger alemi? yine yoktum bayaadır. muz kabuğunun bir anlamı yok yahu, öylesine, içimden geldi... =) 
bi'alıntı bi de beethoven bırakıp kaçacağım. uzun uzun yazmayı özledim... hepinizi öpüyoree!

 "bundan on beş yıl önce (belki biraz daha fazla) nereden bilmiyorum, geç saatte eve dönüyordum. rennes sokağı boştu. saint-germain'den gelirken, four sokağını geçtim. şemsiyem açıktı ve o sırada yağmurun yağmadığını zannediyordum. (içmemiştim, bundan eminim) şemsiyem gerekmediği halde açıktı.(ileride bahsedeceğim durumun  dışında) o zamanlar çok genç, dağınık ve boş esrikliklerle doluydum: yersiz, başdöndürücü ama çoktan kaygılar ve sertliklerle dolu ve acı çektirici bir fikirler halkası dönüyordu... aklın bu batışında, korku, düşkünlük, gevşeklik, kötü niyetler hepsi yerlerini bulmuşlardı: biraz ileride şenlik başlıyordu. doğrusu bu rahatlık ve aynı zamanda karşıtlıklarla dolu "olanaksız" kafamın içinde patladılar. gülüşlerle yıldızlanan bir alan karşımda karanlık uçurumunu oluşturdu. four sokağını geçişte, birdenbire bu yokluğun içinde bilinmez oldum... beni hapseden bu gri duvarların varlığını reddediyordum, kendimi bir çeşit esrimenin içine attım. olağanüstü bir şekilde gülüyordum: kafama inen şemsiye beni örtüyordu (kendimi bu siyah kefenle bilerek örttüm). belki hiçbir zaman gülünemediği gibi gülüyordum, sanki ölmüşüm gibi her şey ve saf özü açığa çıkmış olarak açılıyordu.
 sokağın ortasında, taşkınlığımı bir şemsiyenin altında gizlerken durup durmadığımı bilmiyorum. belki zıpladım (kuşkusuz aldatıcıydı): çırpınarak aydınlanmıştım, koşarken gülüyordum, hayal kuruyordum."

bataille, iç deneyim


25 Ocak 2022 Salı

Judex - 1963

 

YÖNETMEN: GEORGES FRANJU

Öncelikle ben filmi sevgili Levent Cantek’in blogunda gördüm, kendisine buradan teşekkürlerimi iletiyorum. Film, oldukça varlıklı bir bankacı olduğunu anlaşılan Favraux'un, yıllar evvel işinden ettiği Judex tarafından aldığı tehdit mektubu ile başlıyor:

'Bay Favraux, servetinizin yarısını kurbanlarınıza vererek günahlarınızın bedelini ödemenizi emrediyorum. Buna razı olmak için yarın akşam saat altıya kadar vaktiniz var.'

Bu arada 'Judex', latincede yargıç anlamına geliyor... Hemen ardından biri daha evine kadar gelip hesap soruyor bankacıya; Pierre Kerjean... Yaşlı Pierre, bankacı için zamanında -yine onun tarafından verilen birtakım vaatler (ailesinin destekleneceği gibi) karşılığında- hapse giren ve şimdilerde uzun süredir kayıp olan oğlunu arayan eski bir komplocu.

Ve Judex şahin maskesi ile (rolde Amerikalı bir sihirbaz olan Channing Pollock) bankacının dul kızı Jacqueline'in nişan törenine katılır; işte o sahne:


Söylemeden geçmeyelim, yönetmen tarafından yeniden yapılan Judex, esasen 1916'da Feuillade ve Bernerde tarafından on iki bölüm, üç yüz dakikadan oluşan sessiz bir film. Yine senaristler Lacassin (Feuillade konusunda uzmanlaşmış bir film bilgini) ve Jacques Champreux(Feuillade'nin torunu) ile iş birliği içinde çalışmış yönetmen Franju.

Bu film beni şu yönden çok etkiledi sevgili okur, baştan sona öyle kederli ki, örneğin filmin kapanışında tırnak içinde şu cümleyi görüyoruz: ‘Louis Feuillade’e saygılarımla, mutlu olmayan bir zamanın anısına:1914.’
Bildiğiniz gibi savaş yılları o zamanlar...

Ne ise, devam... Akbaba maskesi ile arz-ı endam Favraux herkesin gözü önünde tam da saat altıda yığılır yere, öldü zannedilerek gömülür de fakat Judex’in tören gecesi içkisine attığı ilaç ile katatonik bir durumdadır aslında. Nitekim Judex ve tepeden tırnağa siyahlı adamları cenazenin ardından mezarını kazar ve bir yel değirmenindeki sığınağa götürürler... Artık Judex’in hücre hapsindedir...

Filmde hem iyilerin(Jacqueline-Judex) hem kötülerin(Diana/‘görünürde dadı ama kötücül çete lideri’-Morales/‘Pierre’in kayıp oğlu’) aşk hikayelerine tanık olacaksınız. Efem, bildiğimiz üzre aşk adam seçmiyor...:)


Biraz daha müzik?


Şimdi biraz keyifsiz konulardan bahsedeceğim. Filmin arka planında; bankacının zengin olma hikayesi esasen Panama Skandalları’na dayanıyor. Fransa’da patlak veren olayda dönemin ünlü iş adamları ve simaları hakkında yargıya da taşınan epeyce bir iddia ve bir de intihar vakası bulunmakta... 


Şiddetle öneririm filmi izlemenizi ve yorumlara bekliyorum hepinizi, hoş kalın...


20 Ocak 2022 Perşembe

12 Aralık 2021 Pazar

Orhan Pamuk- Masumiyet Müzesi

 


“İşte ben bu duygular içindeyken, gecenin ortasında sıradan bir anda, rastlantıyla Füsun ile göz göze geldiğimde, beni oraya o akşam getiren asıl nedeni, Füsun’a duyduğum bitip tükenmez aşkı bir anda sanki yeniden hatırlar, bir an uykudan uyanır gibi doğrulur, heyecanlanır, canlanırdım. O onlarda Füsun’un aynı heyecanı duymasını isterdim. Bir an, o da benim gibi bu masum rüyadan uyanırsa, bir zamanlar birlikte yaşadığımız daha derin ve hakiki âlemi hatırlayacak ve kısa sürede kocasını bırakıp benimle evlenecekti. Ama Füsun’un bakışlarında böyle bir “hatırlama”, bir “uyanış” göremez, sonu yerinden kalkamama buhranına varacak bir kalp kırıklığı hissederdim.”

Sf.390/1. Baskı

23 Kasım 2021 Salı

Metzengerstein - 1832

        

Poe, iki düşman ailenin hikayesini anlatıyor bu öyküsünde. Konusu ise reenkarnasyon, ruh göçü, yaşam döngüsü vs. adına ne derseniz... 

   Ruh "bir bedende ancak bir defa bulunur. Bu yüzden bir at, bir köpek ve hatta bir insan bu varlıklara yanıltıcı bir benzerlikten başka bir şey değildir."

     

 Berlifitzing ve Metzengersteinler, ezeli düşmanlar üstelik Macaristan gibi bir yerde karşılıklı kaleleri bulunan komşular da birbirlerine... Metzengersteinlerin varisi genç Baron Frederick ve av düşkünü ihtiyar Berlifitzing Kontu Wilhelm...

   Eski bir kehanet "Atının üzerindeki bir şövalye gibi, Metzengerstein ölümlülüğü Berlifitzing ölümsüzlüğüne üstünlük sağladığında, büyük bir isim, müthiş bir düşüşe maruz kalacak."

 Genç Baron sınırsız servetinin de etkisiyle zalimlikte sınır tanımamaktadır... 

"Huyu suyu böylesine iyi bilinen, bu kadar genç birinin böylesine görülmemiş bir servetin sahibi olması, onun ileride ne şekilde davranacağı hususunda tahminler yürütülmesine yer bırakmıyordu. Gerçekten de üç gün gibi kısa bir sürede, yeni varisin davranışları Herodes'e* rahmet okuttu ve en coşkulu hayranlarının bütün beklentilerini fersah fersah aştı"

                                                         

 Kontun acımasızlığı öyle ayyuka çıkmıştır ki Berlifitzinglerin kundaklanmasında parmağı olduğuna kimsenin şüphesi kalmamıştır. Yangın esnasında Baron, dışarıdan gelen çığlıkları duyarken bir taraftan evinde inzivaya çekilmiştir... Atalarından yadigar duvar halılarını inceler, düşman tarafın Sarazen** bir atasına ait devasa, renkli bir at gözüne çarpar. Sahibinin, Metzengerstein'in atasının sapladığı kılıçla can verirkenki atın çehresi bir an sonra adeta bir insanmışçasına müthiş öfkeli bir hal alır... Attan gözlerini ayıramamakla beraber korkuya kapılan Metzengerstein, derhal oradan uzaklaşır.

 Şatonun dışında üç seyis, kızıl ve heybetli bir atı sakinleştirmeye çalışmaktadır. Barona, atı yanan ahırdan bulduklarını ve oradakilerin hiçbirinin atı daha önce görmediklerini söyledikleri için yanlarında getirdiklerini açıklarlar. Atın alnında ise açıkça görülen W.V.B(William Von Berlifitzing) damgası bulunmaktadır... Belki de kışkırtılan, daha da hırçınlaşan Baron, atı himayesine alır. Tam o esnada içeriden gelen yardımcı goblen halıdaki bir figürün kaybolduğunu haber verince beti benzi atan Metzengerstein, odanın derhal kapatılmasını ve anahtarın kendisine verilmesini emreder... 

                                                             

 Ve ata gittikçe daha çok bağlanan Baron, artık kimseyle konuşmaz gözü de kimseyi görmez olmuştur... Bir sabah erkenden atın sırtına atlar giderken Metzengerstein sarayı alevler içinde kalmıştır... Halk endişeli bir şekilde bekler, gözler sanki birazdan olacakları sezermiş gibi pür dikkat Baron'u aramaktadır... O sırada müthiş bir süratle gelen, atını kontrol edemediği apaçık ortada olan  Metzengerstein, alevlere doğru uçarcasına yol almaktadır. Nihayetinde at, yangının tam ortasına dalar ve alevlerden arta kalan dumanda görüntüsü belirir...

 Evet dostlar, kendini gerçekleştiren kehanet mi dersiniz, kader mi yahut da karma... Sahi ne dersiniz siz bu duruma? Sağlıcakla...

 *İsa'nın çarmıha gerildiği sırada kral olan Herodes değil, İsa'nın doğumu sırasında hüküm süren sefahat ve katliamlarıyla ünlü kral. Ölümü M.Ö. 4.
 **Ortaçağlarda yaygın olarak Arap ya da Müslüman anlamında kullanılmıştır.


17 Kasım 2021 Çarşamba

Nymphomaniac: Vol. I - 2013


Trier'i nasıl bilirdiniz, sizi bilmem ama biz iyi anlaşıyoruz yönetmenle. Şimdi 2013 yapımı bir nemfomanyağın hikayesine göz atalım mı, Trier gözünden?

                                         

  Yahu, nedir bu nemf dediğinizi duyar gibiyim...  Nemf, bir böceğin hayatının ilk evresindeki hâlidir. Joe'nun yaşamına çocukluğundan itibaren misafir olacağız birazdan, dikkat kemerlerinizi sıkı bağlayın!
  Çocukluğundan itibaren meraklı ve duyuları oldukça gelişmiş olan Joe genç kızlık döneminde bekaretini bozacağı erkeği random seçer: Jerome.

                                         

                      '15 yaşındaydım ve belki de bir kız olarak romantik beklentim biraz fazlaydı.'

  Bu ilk tecrübesinden beklediği romantikliği bulamayan kahramanımız, ilişkilerine herhangi bir duygudan yoksun bir şekilde devam eder... Soğuk nevale yani bir nevi bizim Joe, bu arada filmin başında yoldan geçerken yaralı bir şekilde kurtarılır Seligman tarafından. Hayat hikayesini ise Seligman'ın, daha çok bir rahibin yuvasına benzeyen evinde anlatmaktadır, ya da ikili dertleşmektedir de diyebiliriz...

                                         

                                             '-Daha adını bile bilmiyorum. Benimki Seligman.

                                             -Ne boktan bir isim böyle?

                                             -Yahudi ismi.

                                             -Dindar olmadığını söylemiştin.

                                            - Değilim ama büyükbabam öyleymiş. 

                                              Ailem de bana bu ismi Yahudiliğe olan duygusal çağrışımından dolayı                                                      vermiş. 

                                              Biz her zaman Siyonizm karşıtıydık.

                                              Bu, Yahudi karşıtı olmak anlamına gelmiyor.'

                                                

 İkinci bölüm olan Jerome'da, Joe ile Jerome tekrar karşılaşacaklardır ama bu defa iş ortamında. Jerome, Joe'nun patronudur artık. Sürpriz karşılaşmadan sonra Jerome, Joe'ya yakınlaşır ve fakat Joe'nun kafa, marjinal arkadaşı B. ile beraber bambaşka yerlerdedir...

'Kendimizi aşkın hakim olduğu bir topluma karşı mücadele etmeye adamıştık. Benim için aşk, kıskançlık eklenmiş tutkudan ibaretti.'

  Neyse ki bizim Joe'nun henüz taşlaşmamış kalbi bu kadar ısrara dayanamaz ve Jerome'a bir mektup yazar, tabi ki geç kalmıştır, yeller esiyordur Jerome'un yerinde... Canım bizim fani Joe'da aşkı tatmıştır işte bir şekilde... Üzülür, kırılır ama hiç hız kesmeden -av-lanmaya devam eder... Gelin. Joe'ya kulak verelim nasıl tanımlıyor nemfomanyasını:

'-Bazı insanlar bağımlıyı suçlar. Diğerleri ise bağımlıya acır. Ama benim bağımlılığım arzudandı, ihtiyaçtan değil. 

-Öyle sanıyorsun, değil mi? 

-Etrafımdaki yıkımın da sebebi arzumdu. Gittiğim her yerde. Bağımlılık, bazen nihayetinde empati eksikliğine yol açar. Aynı anda bir aslanla çalışıp, çocuklarının burnunu temizlemezsin. Benim için nemfomanya, kalpsizlik demekti.'


                                    


Şimdi bir Poe'ya kadar uzanıp geleceğiz, çocukluğundan itibaren çok sevdiği babası hastadır zira ve Joe için sıkıntılı. kasvet dolu günler beklemektedir kapıda...

'Feri sönmüş, karanlık ve sessiz bir sonbahar gününde

cennetin bulutları çok alçakta salınıyordu

ve ben de at sırtında

taşranın kasvetli arazisinde, bir başıma

yol aldığım sırada

akşam gölgesinin üzerine vurmasıyla birlikte

Gözcü Evi'nin boynu bükük manzarasıyla karşılaştım.'


Babasını kaybeden Joe için hayat yeni numaralar hazırlamaktadır. Jerome ile tekrar karşılaşırlar, Joe ile babasının sürekli gittiği parkta... Burada bir parantez açmak istiyorum. Babasının, doğaya, ağaçlara bilhassa dişbudak ağacına olan sevgisi göz yaşartacak cinsten, filmi izlemiş olanlar ne demek istediğimi anlayacaklardır.



'Bach'ın ismindeki harflerin, nümerik değerlerinin toplamı 14 eder. Bestelerinde sıklıkla kullandığı bir sayı. Bach'ın ismindeki en zekice şey ise, her harfin karşılığı olan sayının Fibonacci sayılarından biri olmasıdır.'

Son bölümde işin içine bir de Bach girer... Bach, polifoni ustası, birbirinden tamamen farklı fakat hep beraber tamamlayıcı olan üç ses polifoniyi yaratır. Bu seslerin toplamı ise; Contus Firmus'u. Bunun adına sabit ilahi denir. Küçük Org Kitabı'ndan. 'Seni çağırıyorum, Hazreti İsa.'  İçeriği esasında bir ilahi ama Bach yeniden düzenleyip biraz da süslemiş. 




Efenim Joe'da aşkta -gizli bileşen- olan 'sevgi' ile tanışıp Jerome ile mutlu mesut olacak-mıdır? Bilmiyorum. Bilemiyoruz, devam filmine bi'bakınmaya ne dersiniz cevap için? İzledi iseniz şayet muhakkak bekliyorum yorumlara, sağlıcakla kalın, sevgilerimle...


Dipnot: Charlotte Gainsbourg'a saygı duruşunda bulunuyorum, muhteşem oyunculuğu için...

14 Kasım 2021 Pazar

the dreamers- 2003



     

               YÖNETMEN- BERNARDO BERTOLUCCİ

              SENARYO- GİLBERT ADAİR

   Beni sahalara indiren mükemmel bir filmle karşınızdayım. Aslen filmi yıllar evvel izlemiştim vefakat 'nereden estiyse' birkaç haftadır ardarda tekrar izliyorum zira izlemelere doyamıyorum... Ve artık dedim ki, fatoş kızım, bu senin filmin, bunu yaz-malısın, e hadi ne duruyorsun? :D

   Efendim filmimiz 68'in sonlarında Paris'te sinefil üç genç arkadaş -ki hemen parantez açalım burada; biri amerikalı(matthew), diğer ikisi ise ikiz kardeşler(theo ve isabelle)- arasında geçer... 68 sonu olayları için sizleri şöyle alalım.





Öyle bir film düşünün ki her sahnesi başka bir kült filme öykünen. Filmin adı 'Dream' zaten film içinde film gibi... Yirmili yaşlardaki bu gençler öylesine benimsemişler ki -sinema-yı her filmi perdede en ön koltuklardan nefessiz izliyorlar... Amerikalı Matthew, Paris'e bir yıllığına Fransızca öğrenmek için gelmiştir;

'Niye bu kadar yakın oturuyoruz? Görüntüleri halâ yeni ve tazeyken ilk olarak biz görmek istediğimiz için olabilir. Arkamızdaki koltukların tozlarını temizlemeden önce. Sıra sıra, izleyici izleyici, arkaya yayılmadan önce... Belki de perde, gerçekten bir perde görevi görüyordu. Bizi dünyadan gizliyordu.'




Ve artık üçlünün dünyası perdeden taşar... Matthew'in Isabelle'e 'nerelisin' diye sorduğunda alacağı cevap 1960 yapımı jean-luc godard filmi olan a bout de souffle'den bir kesitten;
'-New York Herald Tribune' olacaktır...




Üçlünün Louvre Müzesini koşarak 9 dakika 43 saniyeden az bir sürede gezmeye çalışması ise yine bir godard filmi olan band of outsiders'deki rekoru kırmak istemeleri... Ve koşunun başarıya ulaşması sonucu Isabelle ve Theo, Freaks(1932)'deki düğün resepsiyonuna öykünerek 'We accept him, one of us,' diyerek Matthew'i aralarına kabul ederler...



Ve daha nice film referansları veren bu efsaneyi muhakkak izlemenizi tavsiye ederim. İzleyenleri ise yorumlara bekliyorum efenim, hoş kalın, sinema ile kalın... = ))


Sert bir kış ve hüzün

 Merhabalar. Bir yıldır hatta daha fazla olacak yazamadım. Bu arada çok fazla olaylar, kavuşmalar ve kopuşlar yaşadım. Çok fazla film seyret...