Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ocak 2023 Pazar

para / martin amis (1984)

 


Ellamm,

nihayet işten güçten fırsat bulup caanım okuyucularımlayım. 

Hayat nasıl gidiyor? Hoş bizim fikrimiz önemli mi hayat için dostlar? 

Amis'in ilk okuduğum kitabı oldu: Para. Kahramanımız John Self İngiltere ile ABD arasında geziniyor... Londra ve Manhattan, New York... Bir film işi için. Fielding Goodney ortağı, yirmi altı yaşında.

'Genel anlamıyla, para hakkında ne biliyorsun üstat?'

diye sordu. Çok az şey bildiğimi söyledim. 

'Sana parayı anlatayım,' diye söze başladı. Sonra dalıp gitti; tutku dolu bir ustalık taşıyan sesiyle, paralel ve öncül yatırımlar, İtalyan bankacılık sistemi, likidite tercihi, terkip hatası, hiperenflasyon, işletme güvenirliliği sendromu, finans balonları ve panik dönemleri, finansal mimarinin ciddiyeti, 1929 Bunalımı, La Salle ve Wall Street'te yaşanan intihar vakaları ve birçok kavramı açıklamaya devam etti. '

Bir müddet sonra roman yazarı Amis de kurguya dahil oluyor...

'Tam o sırada karşıma hiç olmaması gereken biri, şu yazar Martin Amis oturdu. Önünde bir bardak şarap, bir sigara ve kağıt ciltli bir de kitap vardı. Kitap çok ciddi görünüyordu, yazar da öyleydi. Küçüktü, derli topluydu, saçları ise oldukça uzundu... '

... 'Hey,' dedim. 'Yazarken kafandan mı uyduruyorsun yoksa... Bilirsin işte, her şeyi olduğu gibi mi yazıyorsun?'

'Hiçbiri.'



'Odama dönünce masaya geçtim ve düşündüm. Parayla ilgili endişeler başka hiçbir şeye benzemiyor. Eğer on bin doların varsa bu, beş bin dolarlık borcun iki misli, yirmi bin dolarlık borcun da yarısı kadar endişeye neden olur. On bin dolarlık borcunun olması da yirmi üç bin üç yüz otuz üç dolarlık borcun üçte yedisi kadar endişeye sebep olur. Eğer on bin dolar borcun ve on bin dolar da alacağın varsa bütün endişelerin ortadan kalkar. Halbuki aynı şeyi hile ve yolsuzluk gibi endişeler için söylemeyiz. '

...

'Mesela kötü para, iyi parayı kovar. Gresham Kanunu. Bozuk paraların üzerindeki hükümdar kabartmaları, yönetenlerin uydurduğu bir ego tatminidir. İmparator Caligula öldükten sonra o tiksindirici mirasını ortadan kaldırmak için bütün metal paralar eritildi. Eskiden insanlar tütün, içki ve elbette kadın ya da savaşacak silah almak için para yerine et kullanırmış. Benim piyasa anlayışıma çok uygun. Geçmişte yaşasaydım daha mutlu olurdum. Bana parayla ödeme yapmana gerek kalmazdı. Diğer her şey, yani kötü para, benim için geçer akçe olurdu. Para benim içimde garip, endişe dolu bir duygu uyandırıyor.'

Spoiler vermek adetim değil biliyorsunuz. Devamından bahsetmeyeceğim. Ufak bir kıvılcım dahi çakabildiysem ne mutlu zihinlerde. Yeni senenin ilk yazısı olmuş oldu... Özlemle. Esen kalın. 



28 Ekim 2022 Cuma

Mary Shelley- Frankenstein ya da Modern Prometheus

 Herkese selam. Çok güzel bir kitap okudum, hayran kaldım, gizliden kıskandım yazarı filan, ahahaha...

 Uğrayamasam da  sizlere -çünkü iş yüküm arttı bir miktar... Bir şekilde bulup okuyorum ne de olsa, fazla uzatmadan alıntılara geçiyorum...


Zira ruha düşünsel gözünü odaklayabileceği bir nokta veren istikrarlı bir amaç kadar zihni sakinleştiren bir şey yoktur. Daha erken yaşımdan beri en sevdiğim hayalimdi bu yolculuk. Kutbu çevreleyen denizlerden Kuzey Pasifik Okyanusu'na varmak amacıyla yapılan pek çok seyahatin hikayesini büyük heyecanla okudum.
.
.
Bence de arkadaşlık sadece arzulanır bir şey değil, aynı zamanda gerçekleşmesi mümkün bir edinim. Bir zamanlar bir dostum vardı ve çok asil bir insandı. Dolayısıyla, dostluğa dair bir yargıda bulunmaya kendimde hak görüyorum. Senin umudun var ve dünya önünde serili; çaresizliğe kapılmak için bir nedenin yok. Bense her şeyi kaybettim ve hayata yeniden başlayamam.

                                                               Görsel: Selin Arısoy

Hayatın sebeplerini araştırmak için, önce ölümden medet ummalıydık. 
.
.

Unutmayın, size bir delinin tasavvurunu anlatmıyorum. Şu anda doğruluğunu onayladığım şeyden daha kesin bir şekilde parlamıyor güneş göklerde. 
.
.

Hayatın farklı rastlantıları bile insan doğasına ait hisler kadar kararsız değildir. 



Sevgili rençberlerimin kusursuz suretlerine, zarafet ve güzelliklerine, narin hatlarına hayrandım. Ama berrak bir su birikintisine baktığımda ne kadar dehşete düşmüştüm! Başta, aynada yansıyanın gerçekten de ben olduğuna inanamayarak irkildim! Gerçekten de bir canavar olduğuma tastamam ikna olunca, çok acı bir umutsuzluk ve utanç girdabında boğulur gibi oldum. Heyhat! Bu sefil biçimsizliğin ölümcül etkilerini o zaman tam olarak bilmiyordum.
.
.

Elveda Walton! Mutluluğu sükûnette arayın. Ve hırstan kaçının. Yalnızca görüntüde masum, bilimde ve keşiflerde sivrilme hırsından bile. Peki bunu neden mi söylüyorum? Benim umutlarım boşa çıkmış olsa da bir başkası başarılı olabilir diye.



21 Eylül 2022 Çarşamba

Dorian Gray’in Portresi

 Güzelliğe dair bir ağıt…



"Ah sevgili Basil, işte tam da bu yüzden hissedebiliyorum. İnançlı kişiler aşkın sadece önemsiz yanını bilirler. Asıl inançsız olanlar aşkın trajedilerini bilirler."

Lord Henry Wotton, Basil Hallward ve Dorian Gray…Kitaba dair iki lakırdı edemeden geçemedim. Bu arada ben 29 oldum, beş ağustosta lakin bu defa yazı giremedim. Neden böyleyim ? 


“Evet bay Gray, tanrılar size iyi davranmış. Ama tanrılar verdiklerini hızla geri de alırlar. Gerçek anlamda kusursuzca ve doyasıya yaşamak için sadece birkaç seneniz var.”

“Güzelliğini yitirmeyen her şeyi kıskanıyorum. Yaptığın portremi kıskanıyorum. Neden benim yitirmem gereken şeyi o muhafaza edebiliyor? Aradan geçen her saniye benden bir şey alıp ona veriyor. Ah, keşke aksi olsaydı! Keşke portre değil de ben her zaman olduğum gibi kalabilsem! Bu portreyi neden yaptın? Günün birinde benimle alay edecek o.... Benimle çok kötü alay edecek”

“İyi kararlar bilimsel yasalara müdahale etmeye dair boş girişimlerdir. Bunlar saf sığlıktan kaynaklanır. Sonuçları da kesinlikle sıfırdır. Zaman zaman bize zayıf kişilere çekici gözüken şu yoğun, saf duygulardan bazılarını hissettirirler. Bunlar için söylenebilecek tek şey budur. Erkeklerin hesapları olmadığında bir bankadan bozdurdukları çekler gibidirler.”

“Evet, Lord Henry'nin iddia ettiği gibi hayatı yeniden yaratacak ve bunu günümüzde o tuhaf dirilişini yaşayan yersiz tutuculuktan kurtaracak bir Hedonizm peyda olacaktı. Bu akım akla hizmet edecekti etmesine ama tutkuyla yaşanan herhangi bir deneyim biçiminin feda edilmesini öngören hiçbir teoriyi ya da sistemi kabul etmeyecekti. Amacı gerçekten de ister acı ister tatlı olsun, deneyimin meyveleri değil, onun ta kendisi olacaktı. Duyuları öldüren çilecilik ve bunları körelten sert ahlaksızlık gibi amacı bir şey bilmemekti. Insanlara sadece kendilerini hayatın kısacık anlarına odaklanmalarını öğretecekti, çünkü hayatın kendisi de zaten kısacık bir andı”

"O peygambere sanatın bir ruhu olduğunu ama insanın ruhu olmadığını söylemeyi düşündüm. Ama beni anlamazdı herhâlde."




12 Aralık 2021 Pazar

Orhan Pamuk- Masumiyet Müzesi

 


“İşte ben bu duygular içindeyken, gecenin ortasında sıradan bir anda, rastlantıyla Füsun ile göz göze geldiğimde, beni oraya o akşam getiren asıl nedeni, Füsun’a duyduğum bitip tükenmez aşkı bir anda sanki yeniden hatırlar, bir an uykudan uyanır gibi doğrulur, heyecanlanır, canlanırdım. O onlarda Füsun’un aynı heyecanı duymasını isterdim. Bir an, o da benim gibi bu masum rüyadan uyanırsa, bir zamanlar birlikte yaşadığımız daha derin ve hakiki âlemi hatırlayacak ve kısa sürede kocasını bırakıp benimle evlenecekti. Ama Füsun’un bakışlarında böyle bir “hatırlama”, bir “uyanış” göremez, sonu yerinden kalkamama buhranına varacak bir kalp kırıklığı hissederdim.”

Sf.390/1. Baskı

23 Kasım 2021 Salı

Metzengerstein - 1832

        

Poe, iki düşman ailenin hikayesini anlatıyor bu öyküsünde. Konusu ise reenkarnasyon, ruh göçü, yaşam döngüsü vs. adına ne derseniz... 

   Ruh "bir bedende ancak bir defa bulunur. Bu yüzden bir at, bir köpek ve hatta bir insan bu varlıklara yanıltıcı bir benzerlikten başka bir şey değildir."

     

 Berlifitzing ve Metzengersteinler, ezeli düşmanlar üstelik Macaristan gibi bir yerde karşılıklı kaleleri bulunan komşular da birbirlerine... Metzengersteinlerin varisi genç Baron Frederick ve av düşkünü ihtiyar Berlifitzing Kontu Wilhelm...

   Eski bir kehanet "Atının üzerindeki bir şövalye gibi, Metzengerstein ölümlülüğü Berlifitzing ölümsüzlüğüne üstünlük sağladığında, büyük bir isim, müthiş bir düşüşe maruz kalacak."

 Genç Baron sınırsız servetinin de etkisiyle zalimlikte sınır tanımamaktadır... 

"Huyu suyu böylesine iyi bilinen, bu kadar genç birinin böylesine görülmemiş bir servetin sahibi olması, onun ileride ne şekilde davranacağı hususunda tahminler yürütülmesine yer bırakmıyordu. Gerçekten de üç gün gibi kısa bir sürede, yeni varisin davranışları Herodes'e* rahmet okuttu ve en coşkulu hayranlarının bütün beklentilerini fersah fersah aştı"

                                                         

 Kontun acımasızlığı öyle ayyuka çıkmıştır ki Berlifitzinglerin kundaklanmasında parmağı olduğuna kimsenin şüphesi kalmamıştır. Yangın esnasında Baron, dışarıdan gelen çığlıkları duyarken bir taraftan evinde inzivaya çekilmiştir... Atalarından yadigar duvar halılarını inceler, düşman tarafın Sarazen** bir atasına ait devasa, renkli bir at gözüne çarpar. Sahibinin, Metzengerstein'in atasının sapladığı kılıçla can verirkenki atın çehresi bir an sonra adeta bir insanmışçasına müthiş öfkeli bir hal alır... Attan gözlerini ayıramamakla beraber korkuya kapılan Metzengerstein, derhal oradan uzaklaşır.

 Şatonun dışında üç seyis, kızıl ve heybetli bir atı sakinleştirmeye çalışmaktadır. Barona, atı yanan ahırdan bulduklarını ve oradakilerin hiçbirinin atı daha önce görmediklerini söyledikleri için yanlarında getirdiklerini açıklarlar. Atın alnında ise açıkça görülen W.V.B(William Von Berlifitzing) damgası bulunmaktadır... Belki de kışkırtılan, daha da hırçınlaşan Baron, atı himayesine alır. Tam o esnada içeriden gelen yardımcı goblen halıdaki bir figürün kaybolduğunu haber verince beti benzi atan Metzengerstein, odanın derhal kapatılmasını ve anahtarın kendisine verilmesini emreder... 

                                                             

 Ve ata gittikçe daha çok bağlanan Baron, artık kimseyle konuşmaz gözü de kimseyi görmez olmuştur... Bir sabah erkenden atın sırtına atlar giderken Metzengerstein sarayı alevler içinde kalmıştır... Halk endişeli bir şekilde bekler, gözler sanki birazdan olacakları sezermiş gibi pür dikkat Baron'u aramaktadır... O sırada müthiş bir süratle gelen, atını kontrol edemediği apaçık ortada olan  Metzengerstein, alevlere doğru uçarcasına yol almaktadır. Nihayetinde at, yangının tam ortasına dalar ve alevlerden arta kalan dumanda görüntüsü belirir...

 Evet dostlar, kendini gerçekleştiren kehanet mi dersiniz, kader mi yahut da karma... Sahi ne dersiniz siz bu duruma? Sağlıcakla...

 *İsa'nın çarmıha gerildiği sırada kral olan Herodes değil, İsa'nın doğumu sırasında hüküm süren sefahat ve katliamlarıyla ünlü kral. Ölümü M.Ö. 4.
 **Ortaçağlarda yaygın olarak Arap ya da Müslüman anlamında kullanılmıştır.


8 Nisan 2021 Perşembe

Koleksiyoncu - John Fowles

  

   Efenim; merhabalar... Baktım da son yayın yirmi üç şubatta imiş oysa bu blogun kaderi bu olmamalı dedim ve geçtim pc başına... Neler yapıyorsunuz? Ben sonunda bir kitabı bitirebildiğim için çok mutluyum... =))




John Fowles methini Büyücü ile duymuştum esasen fakat kitaplığımda koleksiyoncu var idi... Bu kitap ile yazarın dünyasına giriş yaptım ve devamı muhakkak gelecek diye düşünüyorum... Uzun zamandır bir kitap elimde sürünmeden akıp gitti... The Collector, 1963 yılında Münir Göle çevirisi ile yayınlanan   müthiş keyif alarak okuduğum bir ilk roman... 

 Gelelim konusuna... Miranda'nın Caliban yakıştırması yaptığı, büyük ikramiye talihlisi orta sınıf genç adamın Londra'ya birkaç saat uzaklıktaki ıssız bir yere güzel ve asil Miranda'yı kaçırması ile gelişen olaylar diyebiliriz... Caliban'dan;

'Oraya esrarengiz bir misafiri barındırmaya uygun bir yer olup olmadığını görmek niyetiyle gitmediğimi bir kez daha belitrmek isterim. Niyetimin ne olduğunu gerçekten söyleyemiyorum.
Bilmiyorum, işte o kadar! Yaptığımız şeyler, daha önce yaptıklarınızı belirsizleştirir.'

 Kitap üç bölümden oluşuyor. İlk bölümdeki olaylardan Caliban'ın ağzından ikinci bölümdekilerden ise Miranda'nın tuttuğu günlükten haberdar oluyoruz... Sonuç bölümü ise epey hüzünlü... Bir de ayrı bir parantez açmazsam olmaz ki o da Miranda'nın kendinden yaşça epey büyük G. P. 'ye olan aşkı...

'Her şey değişiyor. G. P.'yi düşünüp duruyorum: Onun ve benim söylediğimiz şeyleri ve ikimizin de birbirimizi gerçekte asla anlamadığımızı. Hayır, sanırım o anlıyordu. Olasılıkları benden çok daha çabuk ortaya koyabiliyordu. Bu mahzende çok çabuk büyüyorum. Mantarın yerden bitmesi gibi. Yoksa dengemi mi yitirdim diye düşünüyorum. Belki de hepsi bir düşten ibaret. Ama kalemin ucunu etime batırdığımda canım yanıyor. Belki düş içinde düş görüyorum.
Şimdi kapıda belirseydi, kollarına atılırdım. Haftalar boyunca ellerimi bırakmasın isterdim. Yani onu öteki şekilde, onun arzuladığı şekilde sevebileceğime inanıyorum şimdi.'

 Falan filan işte... Sizler okudunuz mu kitabı şayet okumadı iseniz bi'bakın derim ben... Birçok filme ve diziye başlayıp bitiremiyorum yine... =)) Hepsine ayrı bir post yazmayı düşünüyorum izledikçe... Daha sık görüşmek dileğiyle; sevgiler!




16 Ocak 2021 Cumartesi

ÖZET GEÇ ARKADAŞIM!

 Herkese saygılar, neler yapıyorsunuz? Biraz bakındım da ooo her yere kar yağmış yahu! Ben güneydoğuda yağmura şükrediyorum efenim... :) Pek şahane bir kitap okudum, tabi ya, Melekler Erkek Olur... Künye ile başlayalım mı? Yazarımız Hamdi Koç... Ben dk'dan okudum ve elimdeki yirmi beşinci baskı... Romanın ilk baskısı ise 2002 yılına ait efendim. 

                                            

detaylar...

 Murat Bey; orta yaş kimlik bunalımı yaşıyor... İyi bir şirkette ve iyi bir pozisyonda çalışıyor, evli, mutlu ve çocuklu... Derken Selma devreye giriyor Murat'ın dünyasına ve olaylar olaylar... Şöyle söyleyeyim yazarın burada kullandığı samimi üslup gerçekten etkileyici idi... Mesela;

"Huzur'un nerede olduğunu hatırlayamadım. Karım eski diye onu da atmıştır ve ben yıllarca fark etmemişimdir.(Yazar burada tanpınar'ın huzur'undan bahsediyor.) Olsa, dursa, hatırlardım. Yerine koyabilir miydik, parayla? Yeni bir Huzur alabilir miydik? Aynı şey olur muydu? Benim kendi eski kopyam, tarafımdan okunmuş, belki beğenilmiş, içine adım ve zamanım yazılmış, daha saatleri ayarlamayı bilmediğim zamanlarımda. İzin verdik demek ki, atılmasına."

gibi... Muhakkak okuyun derim ve kitap alamadan duramıyordu... Bu sene Nermin Bezmen'e giriş yapayım dediydim de Sır kitabını aldım henüz... Biri beni bilgilendirebilir mi, doğru mu yaptım bu kitabı seçmekle? :)

 Yine bu sene el atmayı düşündüğüm bir diğer yazar olan Fakir Baykurt'dan On Binlerce Kağnı'yı satın aldım... Hemen foti ekleyeyim, adettendir... 

                                     

 Gelgelelim filmlere...The Love Witch(2016), IMDb puanı 6,2. Benim filme puanım ise 9. Çok sevdim, filmde aşkı arayan bir kadının türlü ya da gizemli serüvenlerini izleyeceksiniz... Cadı filmi değil salt. Elaine eşi tarafından terkedilince sihir, büyü işlerine merak salıyor ve...

Yine bu ay Daniel Day-Lewis'li Phantom Thread(2017) ve Audrey Tautou'lu Coco Before Chanel(2009) izlemişim... Tek tek afişlerini koyamayacağım fakat her iki filme de bayıldım!

Sevdiklerinizle geçen mutlu haftasonları dileyerek senenin ilk blog yazısını da yazmış olmanın ferahlığıyla, hoşça kalın, şimdilik! :))



24 Aralık 2020 Perşembe

yaşıyoz işte be ya!

 efendim merhabalar, hedeflediğim bergman filmlerini izleme projesi iki film ile sınırlı kaldı.. çünkü yeni bir diziye başladım uzun zamandır izlemediğim; şahsiyet.. henüz bitmedi ama beğendim, izledi iseniz şayet siz nasıl buldunuz, spoi vermeden anlatın e mi..? =)

 ilk film: riten[1969]


 üç oyuncu ve bir yargıç karakterinden oluşan bir film diyebilirim... sorgulamalar, korkular, ihtiraslar havada uçuşuyor.. tipik bir bergman filmi yani... çok beğendim ve etkilendim... rahatlıkla önerebileceğim bir film...

 bir diğer film: çıplak geceler[1953]

 ilk filme göre daha renkli bir nebze.. bergman sinemasında neden sonuç ilişkileri ile etki tepki davranışları vs vs pek duygusal bir nevi coşku ile aktarılmış beyazperdeye... böyle yazınca tuhaf oluyor hani ancak inanın en ufak bir ipucu vermek istemiyorum... =P gezici bir sirk etrafında dönen bizden, sizden, 'insan'dan kareler, bunu da izleyiniz derim elbette naçizane... 

                                        

 böyle işte... ocakta da devam edeceğim zira tadı damağımda kaldı filmlerin... tüm bergman sinemasını bitirmek istiyorum zamanla...


 eveett, gelelim bir diğer konuya... bir önceki postta parfümlerimi atacağım demiştim yalnız çok fazlalar. =) yani hepsini toplamak, toplu foto atmak zor olacağından kış aylarında kullanmayı sevdiğim ve taze, yeni aldığım birkaç tanesinden bahis etmek isterim... bu arada her yerde yılbaşı indirimleri var belki sizlere de ufak da olsa almayı düşündüğünüz parfümler hakkında fikir verebilmiş olurum, umarım...

 bir numaraaa - chanel chance edp

bu parfüm asla vazgeçemeyeceklerimden, yoğun bir paçuli yani topraksı havası var ve ağır bir koku... bunun  yanında turunçlar hissediliyor; adı gibi insana mutluluk veren kokulardan...

                                                   

 iki numaraaa -  ysl libre

 bu parfüm yeni çıkan bir koku, bir de bunun daha yoğun olanı yani intense versiyonu çıktı ki ikisi de harika... bazda vanilya ve lavanta hakim ancak o kadar güzel harmanlanmış ki koklamalara doyamıyorumm... =)

                                                

 üç numaraaaa - narciso rodriguez for her

 bu kokunun üç ayrı versiyonu var; en yoğun olanı ve de tatlısı aşağıda gördüğünüz absolu versiyonu daha sonra edp ve edt'si geliyor... ben bu üç versiyonuna da bayılıyorumm... genelde misk ile harmanlanmış rodriguez kokuları...

                                                 

 dört ve son numaraaaa - mugler alien

 yasemini sever misiniz, cevabınız evet mi, o halde bu uzaylı tam size göre... =D yine vazgeçemediklerimden, siz hangi parfümleri kullanıyorsunuz lütfen yorumlarda yazın bana....

                                                 

  bir de şu aralar çok severek okuduğum kitabı yazıvereyim ki o da fareler ve insanlar'dır efenimmm... hepinize uğramaya çalışacağım zamanla ve sen sevgili okuyucu, bil ki seviliyorsun! 



1 Temmuz 2020 Çarşamba

Bir alıntı..



“Geçmişimiz için de aynı şey geçerlidir. Geçmişi hatırlama gayretimiz nafile, zihnimizin bütün çabaları boşunadır. Geçmiş zihnin hâkimiyet alanının, kavrayış gücünün dışında bir yerde hiç ihtimal vermediğimiz bir nesnenin (bu nesnenin bize yaşatacağı duygunun) içinde gizlidir.”

20 Haziran 2020 Cumartesi

gizli yüz - orhan pamuk


efendim, merhabalar... nasılsınız, boşladım mı ne biraz burayı.. :D ne ise dönüşüm muhteşem olacak çünkü bir orhan pamuk kitabı ile hemi de senaryo kitabı ile geldim!



binlerce binlerce sır bilinecek
o gizli yüz gösterince kendini

feridüddin attar

mısrası ile başlıyor kitabımız.. hemen belirteyim yine aynı adla yönetmenliğini ömer kavur'un başrollerini fikret kuşkan ve zuhal olcay ve nice değerli sanatçıların üstlendiği filmi de var. yutupdan bulabilirsiniz.. devam edelim;

şehirler şehri, ölüler şehri, garipler şehri ve kalpler şehri olmak üzere dört bölümden oluşuyor gizli yüz ayrıca kitapta filme ait fotoğraflar da bulunuyor çokça, hepsi şahin alparslan'ın. doksan bir senesine ait yapımı da oldukça etkileyici idi...

senaryoda bize bolca ağaçlar ve saatler eşlik ediyor.. kahramanlarımızdan fotoğrafçı yirmi yaşlarının sonunda bir genç..  hoş ve güzel bir kadın için fotoğraflar çekiyor sebebini bilmeden iyi bir para karşılığında:

'bütün gece fotoğraf çektikten, resimleri banyo ettikten sonra, sabaha doğru küçük odamda azıcık kestirir, sonra yola koyulurdum. şehrin yeni uykudan uyandığı puslu sabahlarda çıplak kestane ağaçlarının altından yürürken kadının fotoğraflarda ne aradığını düşünürdüm.'

derken bir başka fotoğraftaki yüz gizemli kadının dikkatini çeker çünkü bu yüz bir hikaye anlatıyordur... fotoğrafçı yüzün sahibini aramaya başlar ve nihayetinde saatçi dükkanında bulur onu. 

'huzurlu olmak için böyle bir dükkanda mı çalışmak lazım?'
'sır dükkanda değil, saatlerin içindedir.'

soluğu kadının yanında alan ve kadını bir yalnızlık anında yakalayan fotoğrafçı:

'rüyalarımda ne güzel şeyler görüyorum... ama sabah uyanınca hiçbirisini hatırlayamıyorum... hatırlayabildiğim yalnızca bunlar.. bir ayna, bir ütü, bir lamba...' cevabını alacaktır...

kitapta sıkça tekrarlanan simgeler, eşyalar var. mesela kadının kullandığı altmışlı yıllardan kalma lacivert amerikan arabası, kırmızı kamyon, saat kulesi, yüzler, yüzler ve yüzler... kavur filmlerinde sıkça mekan olarak kullanılan bir otel, tek tek kameraya hikayelerini anlatan dertliler, kederliler, umutsuzlar, yaşlılar...

kalpler şehrindeki saatçinin dediği gibi:

'yüzümüzde kaybolan anlamı ancak hatırlayarak buluruz... kayıp güzel zamanları bularak... acıyı hatırlayarak... anlatarak... ruhumuzdaki gizli saatin çarklarını arayarak... saatler hatırlar...'

etkilenmemek, hayran olmamak mümkün mü pamuk kalemine... 

20 Mayıs 2020 Çarşamba

neler yapıyorum...

ukulele çalmaya başladım. gitara ara vermiştim epey epeydir.. iyi geldi. la-mi-do-sol... 


şu an elimde golem - gustav meyrınk var. iyi geldi kitap.. efsanevi, imgelemek (bu ne ya, ebelemek gibi) falan filan...
agatha uyarlamalarını izlemeye devam ediyorum.. ah ne iyi geliyor, bilseniz!
kalamış koyunu çizdim yağlı boyaylan biraz merak edin, vernikleyip atcam bloga. =))

bir de göksel dinlemek..

8 Mayıs 2020 Cuma

Nikolay Gogol - Taras Bulba




   Selamlar, uzun zamandır kitap girdisi yapamıyordum. Esasen çokça okuyorum bu zamanlarda... Biteli az zaman oldu Taras Bulba'nın. Gogol ne muhteşem bir yazar ama! Bu kitapta Ukrayna kazaklarının tatarlarla ve lehlerle olan mücadeleleri anlatılıyor. Bir nevi Gogol'un içinde büyüdüğü Rus toplumuna borcunu ödemesi gibi rusların kahramanlaklırıyla dolu idi kitap.

   Taras Bulba ve iki oğlunun savaşçı yönleri ön plana çıkıyor giriş bölümünde. Koşeyov (Zaporojye ordusunun genellikle bir yıllığına seçilen atamanı), onuçi (Geleneksel Rus köylü giyiminde dize kadar sarılan kumaş parçası) vb. birçok bilmediğim kelime vardı ayrıca orta asyalılar ile ilgili de ne çok bilmediğim kelime vardı, neyse öğrenmiş olduk. ;)

   Gogol dedik ya, aşk olmaz mı efendim hiç? Hem de ne aşk! Öyle ki Taras'ın büyük oğlu Andriy uğruna her şeyini öne sürecektir bir tatar kadın için. Destansı ögeleri barındıran kitap adeta bizim edebiyatımızda yiğitlik üzerine söylenen koşuklar gibi. Altını çizdiklerime gelirsek:

  Bulba gerçekten de ola ki bir yerde bir pusu vardır diye sakınmaya başladı. Atlarını Tatarka olarak adlandırılan, Dinyeper'e dökülen küçük bir çaya doğru dörtnala sürdüler, suya atlarıyla birlikte atıldılar, izlerini yok etmek için uzun zaman yüzdüler, kıyıya ancak ondan sonra çıkıp yollarına devam ettiler. 

 Ne var ki şimdi eskisinden kat kat daha güzel, kat kat daha büyüleyiciydi. O zamanlar bitirilmemiş, tamamlanmamış bir şey vardı onda; şimdi gördüğüyse sanatçının son fırça darbesini vurduğu bir yapıttı.

 "Çariçe! diye haykırdı. "Sana ne gerekiyor, ne istiyorsun? Emret bana! Dünyada en yapılamayacak görevi ver; yerine getirmek için koşup giderim. Yapmaya hiçbir insanın gücünün yetmeyeceği şeyi söyle; onu yerine getiririm, kendimi öldürürüm. Öldürürüm, öldürürüm! Kendimi senin için öldürmek de, kutsal haç adına yemin ederim, bana öyle tatlı gelir ki... fakat bunu anlatmak imkansız! Üç çiftliğim var, babamın at sürüsünün yarısı benim, annemin babama getirdiklerinin hepsi benim, hatta annemin babamdan sakladıkları bile hep benim. Bende olan silahlar gibisi şimdi bizim Kazakların arasında yok; kılıcımın yalnızca kabzasına en iyisinden bir at sürüsü ve üç bin koyun veriyorlar. Bütün bunların hepsinden vazgeçerim, hepsini bırakırım, terk ederim, yakalarım, ateşe veririm, senin ağzından çıkacak tek bir söz için, hatta ince kara kaşını bir kıpırdatışın için bile bunların hepsini yaparım!" (Nasıl, eridimi sizinde içinizin yağları?:)

26 Mart 2020 Perşembe

dıdıdıdı

  
bu defa şarkıyı öne alayım didimdi.  size sis’i anlatacağdım diil mi? canım hiç istemiyor yine de Unamuno tarzını sevdim, okurum diğer kitaplarını da. sis için de birkaç kelam edelim; satranç oyunu tahtasından gibin karakterler; öyle atak öyle kurnaz oynarlar ki tüm olacaklar bir sisin içinden bakar gibi oluyor dedim ve kahvem soğumuş... tazeleyim hemen... unutmadan Halit Refiğ filmleri izliyorum da Nilüfer Aydan’ın gençliğini görmek isterseniz siz de izleyin ‘Seviştiğimiz Günler’i... 

bi de Körlük- Saramago’ya başladım bu sabah, Borges ile de hiç çekilmiyor haa.
yakın zamanda bi de film şesi paylaşayım, bi de bi de yutup dan Haldun Dormen tiyatrolarını...

16 Mart 2020 Pazartesi

Dante, Vıncı, vs vs

ya da şöyle yapalım neden ilahi komedya okuyup şu şarkıyı dinlemiyorsunuz?



sizle biraz da da vıncı yapalım; en alta sıkça dinlediğim şarkı listesini ekledim:



“ Leonardo büyük pano için, arkadaki dağlık manzaraya doğru akan derenin olduğu gölgeli bir mağarayı betimlemeyi seçmiştir. Resmin ortasında bulunan Meryem’in sağ dizinde Vaftizci Yahya’nın çocuk hali ve sol dizinde Yahya’yı kutsayan çocuk İsa bulunmaktadır. İsa’nın yanında melek Cebrail yer almakta ve sol eliyle çocuğu desteklemektedir. Sağ işaret parmağı Yahya’yı göstermektedir. Meryem’in sol eli çocuk İsa’nın başı üzerindedir. Tüm bu figürler gölgeli, kayalıklı  bir mağarada betimlenmiştir. Melek Cebrail’in yüzü resme bakana dönüktür ve bakanı sahneye davet etmektedir. Resim, bulunduğu mekanın içinde, altarda düşünülmelidir. Karanlık mağara, aşağıdan titreşen mumlarla beraber çok etkileyici bir atmosfer yaratır ve izleyici, içten ve özel bir buluşmaya davet edilir. Leonardo bu resimde konu ve izleyici arasında birebir ilişki kurmayı başarmıştır. ”

Kayalıklar Meryemi üzerine paylaştığım alıntı şu kitaptan:








15 Mart 2020 Pazar

gözyaşıma dalıp dalıp



seni
hatırlarım 

bi de beni beckett okumanın heyecanı sardı ki sormayın!




1 Mart 2020 Pazar

Karamazov Kardeşler - Fyodor Dostoyevsky



öncelikle kitabın önsözünde yazar; aleksey fyodoroviç’i başkahraman olarak seçtiğini ve hatta en başta onun hayat hikayesini anlatmak için romana başladığını ancak okurun aleksey fyodoroviç’teki özelliği fark edemeyeceğini aktarıyor bizlere… ben ise alyoşa’yı anlayıp anlayamadığıma yazının sonunda sizlerle beraber karar vereceğim…

fyodor pavloviç baba rolünde, dmitriy, ivan ve aleksey karamazovlar da oğul…  bir de gayrimeşru oğul ve açıkça söyleyebilirim ki kitabın kilit kahramanı da olan smerdyakov… gruşenka hem baba hem de oğul tarafından sevilen, soylu olmayan, her zaman güçlü ve zengin bir erkeğin gölgesi altında yaşamış olan çocuk ruhlu genç kız… katerina ivanovna feci gururlu ve soylu, mitya’nın bir zamanlar nişanlısı olan genç kadın… ve diğerleri…

dostoyevski daha kitabın başında babanın öldüğünü haber verir bize ve olayın karanlıkta kalan nedenlerine geçer. hemen akabinde de adamın ahlaksız bir dalaverici olduğunu söyler… çocuklarıyla ilgilenmez ancak bunu bile isteye değil gerçekten unutkanlık ettiği için yapar… ve bu durumu rus milleti ile özdeşleştirir yazar…

imdi biraz karakter tahlili yaparsak… dostoyevski üçüncü oğul alyoşa için ’hiç de öyle bağnaz değildi, hatta bence mistik bir yanı da yoktu. onun hakkındaki düşüncelerimi peşinen şöyle açıklayabilirim: o, her şeyden önce, daha çok küçük yaştan, insanlığa aşık bir gençti.’ diyor ama alyoşa manastıra kapanıyor ve yine ama buna oldukça şaşırtıcı bulduğu ünlü stratetz (keşiş) zosima ile tanışınca karar veriyor. onu insanüstü bir varlık olarak gördüğünden dolayı…

mitya ise aslında duygusal biri, çaktırmayangillerden sadece… schiller’den şiirler okuyor onunla alay etmeyen tek insan olan kardeşi alyoşa’ya mesela… ve hatta hıçkırarak ‘sanma ki ben sadece subay üniforması giyen, konyak içen ve ahlaksızlık eden kaba herifin biriyim…’ ile başlayan cümleler kuruyor...

kurtulsun ruhu
alçaklıktan diye,
ebedi bir anlaşma yaptı insan,
yaşlı dünya ile 




gelelim ivan’a… tanrıyı kesin bir dille reddediyor, ölümsüzlüğü de… ancak cinayet sonrasında kendini suçluyor ve garip bir şekilde hayalinde şeytanla buluşmalar gerçekleşiyor…  bir çeşit zihin bozukluğu, sanrılar, sayıklamalar…

diğer karakterlerle, mahkeme ile, savcı ve tanıkların, sanık avukatının ve jürinin konuşmaları ile ilgili hak verirsiniz ki herhangi bir şey söylemeyeceğim. yazar aslında ahlaki temellerin sarsılması sonucu yaşanılan felaketler zincirini eleştirel bir yaklaşımla dramatize ederek oldukça hacimli ve elbette anlamca da çetrefilli bu romanı bizlere sunarak hepimizce bir saygı duruşunu hak etmiştir diye düşünüyorum…

4 Şubat 2020 Salı

Beyaz Kale - Orhan Pamuk



Selam blogcanlar :D Eski ve sararmış bazan ortasında bir gül kurusu unutulmuş sahaflık kitapları okumaya bayılıyorum. Kar var burada, hava böyle olduğunda Pamuk gelir benim aklıma nedense, efsunlu üslubu davet eder usul usul yağan kar taneleri müphemliğini derinlerimde hissetmeye...



Ne diyorduk! Okunmuş kitapları severim. Benden önce okuyan birinin altını çizdiği satırlar insanlığın gizemli bir yekvücut olma halini hatırlatıyor bana. Pamuk bu kitabında ‘ben ve öteki’ kavramını; on yedinci yüzyılda birbirine fiziksel olarak da aşırı benzeyen biri italyan denizci diğeri Hoca lakaplı, astronomi ile ilgili türk bilim adamının kesişen öyküsü aracılığıyla bizlere aktarıyor. Henüz bitirmemiş olsam da kitabı yetmiş birinci sayfadaki altı önceden çizilmiş satırları paylaşmak isterim sizlerle:

“Aynaya bakarken nasıl görünüşünü seyrediyorsa insan, kendi düşüncesinin içine bakarak da özünü seyredebilirdi.”

1 Şubat 2020 Cumartesi

Köpek Kalbi - Mihail Bulgakov



Kim derse,başkası da var, güzellikte sana denk
Aşkınla yana yana, ederim onunla ölümüne cenk...
Sevilla’dan Granada’ya, sessiz alaca karanlığında gecelerin 
İşitilir serenatlar, işitilir şakırtısı kılıçların.
Çok kan dökülür, çok şarkılar söylenir güzeller uğruna.
Ben de kan dökecek, şarkı söyleyeceğim en güzel olana.

Ah, Bulgakov! Favori yazarlarımı okumaya devam ediyorum. Bulgakov’dan Usta ile Margarita’yı okumuştum evvelden. Define gibidir yazıtları, biraz eşelemek lazım dipteki elması bulmak için yazarın cümlelerini, hikayelerini... Yukarıdaki kitapta sıklıkla geçen dizeler ise Çaykovski’nin Don Juan operasından bir romansa ait.

Bolşevik devrimin henüz ilan edildiği yıllar... Burjuva sınıfından doktor Filip Filipoviç’in sokak köpeği Şarik üzerinde yaptığı bir deney bahis konusu. Şarik doktorun evinde bir hafta geçirdikten sonra ameliyathaneye alınıyor. İnsan hipofiz ve er bezleri köpeğe yerleştiriliyor. Sonrası mı?

Şarik okuyor efendim... Dış görünüş olarak tam bir insan yapısına bürünüyor vücudu ve hatta sigara bile içiyor. :) Hipofiz, sen nelere kadirsin...

Küstah davranışlarda bulunuyor bizim köpek adam bir müddet sonra. Küfürlü konuşmalar, tükürmeler filan. Filipoviç bir zamanlar kemer altlarında donduğunu hatırlatıp dikkatli olması için uyardığında ise yapılan iyiliği yüze vurmakla suçlanıyor artık bir soyadı bulunan Şarikov tarafından...

Bu minvalde devam ediyor kurgu... Yediği naneler bini aşınca bir diğer doktor Bormentol deney varlığını yok etmeyi önerdiğinde doktora:
“Hayır, bunu yapmanıza izin veremem, canım evladım. Altmış yaşındayım. Size tavsiyede bulunabilirim yani. Asla suça bulaşmayın, kime karşı olursa olsun. Yaşlandığınızda elleriniz temiz olsun.” 
dese de Filipoviç, sık sık sarhoş dolaşan Şarikov kendi ölümünü kendi davet ediyor, revolverini doktora doğrultunca etkisiz hale getiriyor Bormental deneyini... Finalde tekrar ilk haline, köpeğe dönüyor Şarik. 

Elbette birçok alt metin, mesaj barındırıyor bu kısa öykü. Devrim güçleri tarafından yeni düzene zorlanan halkın durumu temsil ediliyor arka planda. Şans verin derim okumalarınızda Köpek Kalbi’ne...

Yine kitaptan bir dize ile bitireyim;
“Kutsal kıyılarına Nil’in...”

30 Ocak 2020 Perşembe

Knulp - Hermann Hesse


Fotoğraf’ı bizim balkondan knulp’u okurken çektiydim...



Henüz bitti.. Knulp, göçebeler gibi bir oraya bir buraya seve isteye savrulan biri... Gittiği her yerde keyifle ağırlanıyor gezginimiz.. Kâh dostu sepici(derici imiş.)nin evinde kâh başka bir yerde başka bir dostu rahip’in yanında kalıyor, arkadaşları bu neşeli insanda bir nevi hayat bulduklarından bir dediğini iki ettirmiyorlar.. altını çizdiklerime geçmeden önce Hesse okumanın bana her daim büyük zevk verdiğini sizlerle paylaşmak isterim. Fazla spiritüal bulanlar olabilir ancak terapi gibidir Hesse kitapları, dozajında almak lazım gelir mutlak.

“Ama ne diye özel bir yiyecek hazırlayacaksınız benim için. Bir tas çorba bana yeter.”
“Amma yaptınız! Hasta biri adamakıllı beslenmeli ki, güçlenip toparlasın kendini. Yoksa ciğer sevmez misiniz? Böyleleri vardır çünkü.”
 Knulp, alçak gönüllü bir tavırla güldü.
“Yo, ben onlardan değilim. Ciğer kızartması pazar günleri yenecek bir yemektir benim için. Ömür boyu, her pazar ciğer kızartması yesem bıkmam doğrusu.”


“Kim bilebilir? Hep derler ki, ölüm bir uykudur, uykuda ise sık sık konuşur insan, hatta şarkı bile söyler bazen.”


“Çünkü düşündüğü gibi davranmıyor kimse, attığı her adımı aslında hiç düşünüp taşınmadan, o anda canı nasıl istiyorsa öyle atıyor. Ama dostluk ve sevgi konusunda durum belki yine de benim dediğim gibidir. Nihayet herkesin kendine özgü bir yaşamı vardır, bunu başkalarıyla paylaşmaya yanaşmaz. Biri öldüğünde de görürüz bunu. Ölen için ağlanıp sızlanılır, yas tutulur, bir gün, bir ay, belki bir yıl; ama sonra ölen ölmüş, aradan çıkıp gitmiştir; yattığı tabutta onun yerine pekâlâ yersiz yurtsuz, tanımadık bir zanaatkâr oğlan da yatabilirdi, bir şey fark etmezdi.”

Ayrıca bu aralar fazla miktarda Schubert dinliyorum. En çok da bunu.

18 Ocak 2020 Cumartesi

Max Frısch - Homo Faber




"Ertesi sabah parmaklığın kenarında durduğum sırada, yanıma gelerek dostumun nerelerde olduğunu sordu. Kimi dostum sandığı beni ilgilendirmiyordu, İsrailli ta­rımcıyı mı, yoksa Chicagolu papazı mı; kendimi yalnız duyduğum kanısındaydı, bana karşı nazik davranmak istiyordu, bundan vazgeçmedi, beni deniz ulaşımı, radar, yer kabartıları, elektrik hakkında konuşmak zorunda bı­raktı, şimdiye kadar bu konular hakkında hiçbir şey duy­mamıştı. Hiç aptal değildi. Şimdiye kadar hiç kimse Sa­beth adını verdiğim bu kız kadar, asıl adı Elisabeth'ti, korkunç geliyordu bu ad bana, "Maxwell şeytanı" diye adlandırılan şeyi bu kadar çabuk kavrayamamıştı."

   az evvel bitirdim kitabı... ve dedim nedir bu maxwell şeytanı? ya da önce biraz kitaptan  bahsedeyim. homo faber , 'yapan insan' demekmiş... walter bir mühendis. uçak yolculuğu ile  başlıyor kurgu. ancak iniş takımlarının bozulması ile uçak bir türlü inemiyor. bu arızadan evvel  Frısch bizimle ufaktan dalgasını geçiyor. ara inişte yirmi dakikalık bir mola süresi veriliyor.  faber ise bir türlü binmek istemiyor uçağa. lavaboda, barda oyalanıyor. son çağrıda ismini  duyduktan sonra bile oralı olmuyor. işin ilginci bunu neden yaptığını da bilmiyor... ancak  sonunda hostese yakalanıyor ve biniyor tekrar uçağa... itiraf edeyim ki benim en çok  eğlendiğim kısım burası idi. neyse, devam edelim...


"Olasılık (örneğin normal altılı bir zarla yapılan 6 000 000 000 atışta yaklaşık olarak 
1 000 000 000 birli­nin gelmesi) ve olası olmayan (örneğin aynı zarla altı atışta bir kez altı tekli gelmesi) özde değil, sıklık bakı­mından birbirlerinden ayrılırlar, bu arada en sık olan işin başından beri daha inandırıcı görünür. Ama bir kez olası olmayan olursa, bunda şaşılacak bir şey yoktur, mucize değildir bu ama birçokları bunu mucize olarak görmek ister. Olasılıktan söz ettiğimizde, olası olmayan da her zaman bunun içine girer ve bir kez bu olası olmayan görüldüğünde, şaşırmamız, korkmamız, mistifikasyona düşmemiz için neden yoktur."

  der Faber... işte o düşük olasılıklardan biri olarak uçakları zorunlu iniş yapar Meksika'daki Tamaulipas Çölü'ne ve 85 saat orada kalırlar. kitabın devamı ile ilgili hiçbir şey söylemeyeceğim. okuyunuz ve  adeta yutunuz derim yalnızca. ayfer tunç ve murat gülsoy pek çok şey söylemişler zira. video'dan ulaşabilirsiniz.

 şimdi başa dönelim. maxwell cini'ne... termodinamik ile ilgili çoookkk küçük bir olasılığı açıklayan kavrammış meğer... görmemizin mümkün olamayacağı kadar... yani biz soğuk ve sıcak suyu bir kaba döktüğümüzde su ılıklaşır değil mi? ancak maxwell trilyonda bir olabilitesi de olsa bir olasılık geliştirmiş. sıcak ve soğukların arasına cini koymuş ve termodinamiğin yasasına aykırı tezini öne sürerek sıcak ve soğuğu ayırmış... olamaz mı olabilir...



Sert bir kış ve hüzün

 Merhabalar. Bir yıldır hatta daha fazla olacak yazamadım. Bu arada çok fazla olaylar, kavuşmalar ve kopuşlar yaşadım. Çok fazla film seyret...