Orhan Pamuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Orhan Pamuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Aralık 2021 Pazar

Orhan Pamuk- Masumiyet Müzesi

 


“İşte ben bu duygular içindeyken, gecenin ortasında sıradan bir anda, rastlantıyla Füsun ile göz göze geldiğimde, beni oraya o akşam getiren asıl nedeni, Füsun’a duyduğum bitip tükenmez aşkı bir anda sanki yeniden hatırlar, bir an uykudan uyanır gibi doğrulur, heyecanlanır, canlanırdım. O onlarda Füsun’un aynı heyecanı duymasını isterdim. Bir an, o da benim gibi bu masum rüyadan uyanırsa, bir zamanlar birlikte yaşadığımız daha derin ve hakiki âlemi hatırlayacak ve kısa sürede kocasını bırakıp benimle evlenecekti. Ama Füsun’un bakışlarında böyle bir “hatırlama”, bir “uyanış” göremez, sonu yerinden kalkamama buhranına varacak bir kalp kırıklığı hissederdim.”

Sf.390/1. Baskı

20 Haziran 2020 Cumartesi

gizli yüz - orhan pamuk


efendim, merhabalar... nasılsınız, boşladım mı ne biraz burayı.. :D ne ise dönüşüm muhteşem olacak çünkü bir orhan pamuk kitabı ile hemi de senaryo kitabı ile geldim!



binlerce binlerce sır bilinecek
o gizli yüz gösterince kendini

feridüddin attar

mısrası ile başlıyor kitabımız.. hemen belirteyim yine aynı adla yönetmenliğini ömer kavur'un başrollerini fikret kuşkan ve zuhal olcay ve nice değerli sanatçıların üstlendiği filmi de var. yutupdan bulabilirsiniz.. devam edelim;

şehirler şehri, ölüler şehri, garipler şehri ve kalpler şehri olmak üzere dört bölümden oluşuyor gizli yüz ayrıca kitapta filme ait fotoğraflar da bulunuyor çokça, hepsi şahin alparslan'ın. doksan bir senesine ait yapımı da oldukça etkileyici idi...

senaryoda bize bolca ağaçlar ve saatler eşlik ediyor.. kahramanlarımızdan fotoğrafçı yirmi yaşlarının sonunda bir genç..  hoş ve güzel bir kadın için fotoğraflar çekiyor sebebini bilmeden iyi bir para karşılığında:

'bütün gece fotoğraf çektikten, resimleri banyo ettikten sonra, sabaha doğru küçük odamda azıcık kestirir, sonra yola koyulurdum. şehrin yeni uykudan uyandığı puslu sabahlarda çıplak kestane ağaçlarının altından yürürken kadının fotoğraflarda ne aradığını düşünürdüm.'

derken bir başka fotoğraftaki yüz gizemli kadının dikkatini çeker çünkü bu yüz bir hikaye anlatıyordur... fotoğrafçı yüzün sahibini aramaya başlar ve nihayetinde saatçi dükkanında bulur onu. 

'huzurlu olmak için böyle bir dükkanda mı çalışmak lazım?'
'sır dükkanda değil, saatlerin içindedir.'

soluğu kadının yanında alan ve kadını bir yalnızlık anında yakalayan fotoğrafçı:

'rüyalarımda ne güzel şeyler görüyorum... ama sabah uyanınca hiçbirisini hatırlayamıyorum... hatırlayabildiğim yalnızca bunlar.. bir ayna, bir ütü, bir lamba...' cevabını alacaktır...

kitapta sıkça tekrarlanan simgeler, eşyalar var. mesela kadının kullandığı altmışlı yıllardan kalma lacivert amerikan arabası, kırmızı kamyon, saat kulesi, yüzler, yüzler ve yüzler... kavur filmlerinde sıkça mekan olarak kullanılan bir otel, tek tek kameraya hikayelerini anlatan dertliler, kederliler, umutsuzlar, yaşlılar...

kalpler şehrindeki saatçinin dediği gibi:

'yüzümüzde kaybolan anlamı ancak hatırlayarak buluruz... kayıp güzel zamanları bularak... acıyı hatırlayarak... anlatarak... ruhumuzdaki gizli saatin çarklarını arayarak... saatler hatırlar...'

etkilenmemek, hayran olmamak mümkün mü pamuk kalemine... 

4 Şubat 2020 Salı

Beyaz Kale - Orhan Pamuk



Selam blogcanlar :D Eski ve sararmış bazan ortasında bir gül kurusu unutulmuş sahaflık kitapları okumaya bayılıyorum. Kar var burada, hava böyle olduğunda Pamuk gelir benim aklıma nedense, efsunlu üslubu davet eder usul usul yağan kar taneleri müphemliğini derinlerimde hissetmeye...



Ne diyorduk! Okunmuş kitapları severim. Benden önce okuyan birinin altını çizdiği satırlar insanlığın gizemli bir yekvücut olma halini hatırlatıyor bana. Pamuk bu kitabında ‘ben ve öteki’ kavramını; on yedinci yüzyılda birbirine fiziksel olarak da aşırı benzeyen biri italyan denizci diğeri Hoca lakaplı, astronomi ile ilgili türk bilim adamının kesişen öyküsü aracılığıyla bizlere aktarıyor. Henüz bitirmemiş olsam da kitabı yetmiş birinci sayfadaki altı önceden çizilmiş satırları paylaşmak isterim sizlerle:

“Aynaya bakarken nasıl görünüşünü seyrediyorsa insan, kendi düşüncesinin içine bakarak da özünü seyredebilirdi.”

12 Aralık 2019 Perşembe

Orhan Pamuk - Benim Adım Kırmızı



 Gözümü kırpmadan okudum... On altıncı yüzyılın sonlarında İstanbul’da geçiyor olaylar. Bilinç akışı tekniği ile yazılmış muhteşem bir modern yapıt. Tarihle, resimle bugünü bu kadar güzel harmanlayan nadir eserlerden. 

 Pamuk’tan okuduğum ikinci kitap. İlkin kara kitap’ını okumuştum bayılaraktan. Romanda ne mi okuyacaksınız? Padişahın isteğiyle nakkaşların ana teması ‘ölüm’ olan gizli bir resim yapacaklarına  şahit olacağız. Ancak içlerinden biri öldürülecek... Merak, aşk, yaşam ve ölüm ve daha nice duyguların -özlerini- diri tutacak bir edebiyat şölenine doyacaksınız, e daha ne olsun :D

 altını çizdiklerim:

“Bir resmin konusunda aşk varsa, resim de aşkla çizilmelidir,” dedim. “Acı varsa resimden de acı akmalıdır. Ama acı, resimdeki kişilerden ya da onların göz yaşlarından değil, resmin ilk anda gözükmez, ama hissedilir iç ahenginden çıkmalıdır. Ben asırlardır hayretin resmini çizen yüzlerce üstat nakkaş gibi işaret parmağını ağzının yuvarlağına sokan birini çizmedim de, bütün resmi hayret ettirdim. Bu da hünkarı ayağa kaldırmakla olur.”

 O zamanlar, yüz on yıl önce Frenk nakşı, şahların özendiği gerçek bir tehdit olmadığı ve efsane büyük üstatlar kendi usullerine Allah’a inanır gibi inandıkları için, Frenk üstatlarının en sıradan kılıç yarasında ya da en bayağı çuhada bile kırmızının çeşit çeşit ara rengini kullanmalarını bir çeşit şerefsizlikle acemilik olarak görüp gülüp geçtiler. Ancak acemi, kararsız ve iradesiz nakkaş bir kaftanın  kırmızısı için farklı kırmızılar kullanır, dediler. Gölge bahane olamaz. Zaten  tek bir kırmızı vardır ve yalnızca ona inanılır.

 “Bu kırmızının anlamı nedir?” diye yine sordu atı ezberden çizmiş kör nakkaş.

 “Renklerin anlamı orada karşımızda olmaları ve onları görmemizdir.”  dedi öteki. “Görmeyene kırmızı anlatılamaz.”

 “Münkirler, zındıklar, inançsızlar da Allah’ı inkar etmek için onun gözükmediğini söylerler,” dedi atı çizen kör nakkaş.

 “Oysa o görene gözükür,” dedi öteki usta. “Kuran-ı Kerim bu yüzden görenle görmeyenin hiç bir olmayacağını söyler.”

bu da son olsun ;)

Sert bir kış ve hüzün

 Merhabalar. Bir yıldır hatta daha fazla olacak yazamadım. Bu arada çok fazla olaylar, kavuşmalar ve kopuşlar yaşadım. Çok fazla film seyret...